Kamboçya Siam Reap Gezi Notları

Havalimanına varınca ilk işimiz hemen check in yapmak oldu. Uçuşumuz Hong Kong dan Shangai aktarmalı Kamboçya Siam Reap idi. Normalde Çin vize istese de aktarmalarda istemediğinden China Eastern biletini aldık. Biletin bedeli 900 civarıydı. Bunları tabii önceden almıştık.

Uçak Shangai ya varınca 1.5 saat rötar yedik yemek yeme derdinden uçağa 2. Otobüsle zor yetiştik.

China Eastern i hiç beğenmedim. Uçaktaki tuvalette sıvı sabun yerine normal sabun vardı. Bu çağda bu hizmet !! Shangai da bütün China Eastern uçuşları rötar yaptı diyebilirim. Rötar yapan her yolcuya yemek ve sütlü soğuk çay verdiler. Bunu da ilk kez gördüm )

Sonunda sağ salim Siam Reap e indik. İmmigration kağıtlarını doldurduktan sonra vize kağıdını doldurduk. 20 dolara kapıda vize uygulaması var. Vize kağıdına fotoğraf istiyorlar. Ben unutunca 2 dolar fazla vermiş oldum. Ne fotoğraf çektiler ne de başka birşey yaptılar bu da ilginçti ) Vizeyi aldıktan sonra pasaport kontrole geçtik. Arkadaşım işlemini halletti ben ise pasaportum 1 sene önce Singapurda ıslandığından dolayı zor okuma sebebiyle her zamanki gibi beklemeye koyuldum. Makine bir türlü okumamakta direndi.

Pasaport polisi Visa No yu niye yazmadın diye 2 kere sordu bende unuttum diyince kendi girdi. Tüm işlemler bitmek üzereyken sanki amme hizmeti yapmış gibi “Any tip for me” diyerek rüşvet istemesi beni benden aldı )) tabii para yok dedim ve pasaportu alıp çıkışa doğru gittik. Havaalanı çok egzotikti standart metal yığını havaalanları yerine burası ahşaptan yapılma ve yeşil bitki örtüsüyle iç içe. Kapıda bir kurbağanın vraklayıp zıpladığını görmek çok güzeldi ) Küçük ama çok şirin bir havaalanı.

Bavulları alıp hızlıca çıkışa ilerledik bir taksici bize gelerek adres sordu 10 dolar deyince fazla üstelemeden bindik. Halbuki bizim otel havaalanına 5 dakikaymış yani 2-3 dolarlık mesafede )

Otele gelince çok şaşırdık tabii inanılmaz egzotik bir otel. Empress Angkor hotel geceliği 101 lira. Ama mi marisi çok çok güzel. Dışı budist heykelleriyle dolu. İçerisine girgiğinizde yüksek tavanı görünce kendinizi şatoda gibi hissediyorsunuz.

O kadar yorgunduk ki hemen check in i bitirip yatmak istiyorduk. Otel çalışanı bize odalarımızı gösterirken ayakkabısı olmadığını görünce şaşırdık tabii. Meğerse burada adetmiş çoğu yerde ayakkabıları çıkarıyorlar.

2 günlük uykusuzluğun acısını öğlen 1.5 a kadar yatarak ancak atabildik.

Sabah kahvaltısını otelde yaptık. Otelin sabah kahvaltısı çok güzeldi. Seçenek çok.

Kahvaltıdan sonra resepsiyondan ne yapalım nerelere gidelim vs diye bilgi aldık. Biz ilk gün diğer yerleri gezip diğer 2 günde de Angkor Wat ı gezmeyi planladık. Angkor Wat girişi 1 günlük 20 USD 3 günlük 40 USD 2-3 gün aynı fiyat 1 günde bitirmeniz çok zor olduğundan 3 günlük olanı almanızı tavsiye ediyorum.

İlk gün Banteay Srei tapınağına gitmek istedik çünkü bir kaç blogda mutlaka gidin yönünde öneriler vardı. Burası otele 40 km uzaklıktaydı otel bize taksiyle 45 USD ye gidiş dönüş teklif etti. Bunun içinde Srei tapınağına gidip oradan Ku Rep tapınağında günbatımı turu ardından otele dönüş vardı.

Biz fiyatı fazla bulduk ve dışarı çıktık dışarıda bir Tuk-Tuk çu ile 25 dolara anlaştık. Yola çıktık yolculuk tahmin ettiğimizden de uzun olarak yaklaşık 2 saat sürdü. Gidilen yol köylerin arasından geçmekteydi. Yolda giderken gördüğümüz manzara muhteşemdi. Alabildiğine uçsuz bucaksız araziler ve pirinç tarlaları. Otlayan büyükbaş hayvanlar, tavuklar, köpekler ve o güzel çalışkan insanları görünce duygulanmamak elde değil.

Köylülerin yol üzerinde dükkanları var. Hediyelik eşyacısından, berberine, restaurantından oduncusuna meyvecisine kadar ne ararsanız var bu dükkanlarda.

Geçerken gördüğünüz göl manzaraları ve yemyeşil tarlalar insana inanılmaz huzur veriyor.

2 saatlik bir yolculuktan sonra Banteay Srei tapınağına geldik. Khmer lerin bu tapınakları nasıl yaptıklarına hayran olmamak elde değil. Herşey inanılmaz güzel.

Banteay Srei yı bitirdikten sonra rotamız Pre Rup de günbatımı.Pre Rup a yaklaşık 4:40 civarı vardık. Yaklaşık saat 6 ya doğru güneş batmaya başladı. Güzel olsa da beklediğim kadar mükemmel bir manzara yakalayamadım.

Burayı bitirdikten sonra şöföre bizi otel yerine şehir merkezine bırakmasını söyledik. Çünkü deli gibi açtık ve otelin etrafında restaurant vs yoktu. Otelin restaurantının fiyatları ve lezzetini bilmediğimizden mecburen böyle hareket ettik. Şöför sizi beklerim diye tutturunca biz diğer günleride konuşalım ve pazarlık yapalım dedik.

Toplamda gezdiğimiz gün dahil 3 gün ve havaalanına bırakma dahil 50 dolara anlaştık. Ve bizi beklememesini söyledik çünkü merkezden bizim otele 3 dolar dedi. İlginç olan giderken bizden hiçbir para istememesiydi. Yani 3 kağıtçı biri bu adamları kullanarak 5 kuruş para vermeden gezebilir. Yani bu kadar saf ve tertemiz insanlar.

Ayrıca gezerken unu öğrendik ki Kamboçya da USD her yerde geçerli. Hiç boşuna döviz bozdurmayla uğraşmayın. Doları cebinize koyup gidin.

Şöförü gönderdikten sonra birkaç restaurant menüsünü inceledikten sonra patlıcan ve patatesi közde görünce dayanamadık orada karar kıldık )

Restaurant ta timsah eti ve kurbağa dahil her et vardı 100 gramlık büyük bir karides, 2 küçük kalamar, 2 parça inek eti, 2 közde patates, 1 közde patlıcan, 1 közde mısır,1 büyük balık,1 patates kızartması arkadaşım için 1 büyük bira, 1 şişe kola sipariş ettik. Çoktu fakat hepsinin tadına bakalım dedik ) fakat hiçbirini beğenmedik sadece büyük balık kötünün iyisiydi o da palamuttu. Fakat çok şükür karnımızı doyurduk. Hepsine toplamda 21.30 USD verdik. Yemek biterken küçük çocukların yanımıza gelip kalan 2-3 parça yemeğe baktıklarını görünce içim parçalandı. Çocuklara alın yiyebilirsiniz dediğimizde o yemekleri bir kapışları var ki insanı yaralıyor. Bu kadar temiz ve iyi insanları böyle sefil görmek çok üzücü.

Daha sonra şehri biraz gezelim dedik. Küçük dükkanlardan 3 tanesi 5 dolara tişört aldık.

Tanesi 20 USD ye 2 tane büyük yağlı boya tablo aldık. Aynı tablonun bir tanesi Türkiye de sanmıyorum ki 400 TL altında olsun. Üstelik çok da güzeldi.

Buradaki işimiz bittikten sonra bir tuktukçuyla konuşup 2 dolara otel için anlaştık. Sabah 5 te çıkacağımızdan ihtiyaçlarımızı önceden almak için bizi bir markette durdurmasını söyledik.

Sabah 5 gibi anlaştığımız tuktukçu bizi almaya geldi. Fakat yağmur yağınca büyük şanssızlık yaşadık. Angkor Wat tapınağına güneşin doğuşu için gittik. Bizim gibi bir sürü insan orada bekliyordu. O hafif karanlığın içinde bir sürü kurbağanın sesi de birbirine karışıyordu. Angkor daki bütün tapınakların etrafı suyla kaplı olduğundan her taraf kurbağa dolu. Zaten bu yüzden restaurantların çoğunda kurbağa da pişiriliyor. Angkor da yağmur olduğundan gün doğumunu kaçırdık haliyle fakat saat 06:30 doğru hafif bir kızıllık yakalayabildik diyebilirim. Azla yetinmesini bilmek gerekiyor bazen. Ardından Bayon’a gittik. Burası da Angkor un en ünlü tapınaklarından ve baya büyük. Çok nefis bir yer. Tapınakların girişi ve çıkışında sürekli biletleri kontrol eden görevliler mevcut. Ayrıca etraf çocuk seyyar satıcılarla kaynıyor. Size kitaptan, fotoğraf albümüne, takıya kadar ne ararsanız satmak istiyorlar.

Burayı tamamladıktan sonra Angkor Thom a gittik. Bu tapınak ağaçlarıyla ünlü. İnanılmaz devasa ağaçlar var. Yüzüklerin efendisinde gördüğünüz o koskocaman ağaçlar burada hayat bulmuş. Öyle ki ağaçların dalları tapınağın altından girip üstünden çıkıyor. Bu ağaçlar en az 300 yaşında. Çıkışta yine etrafımızı seyyar ürün satan çocuklar sardı. Ama bir tanesi beni çok etkiledi. Bana kartpostallardan satmak için sürekli dil döktü ben alacağım ama sabırla onu dinledim. Çok masum ve sevimliydi çünkü bu küçük kız. Sonra yere bildiğimiz üç taş oyununun şeklini çizdi bir çarpı atarak. Benimle oyna kaybedersen kartpostal al kazanırsan ben sana bunları ücretsiz vereceğim dediğinde kalbimden bir parça söküldü sanki. Sanırım bu hayatım boyunca unutamayacağım anlardan biri olacak. Keşke bütün çocuklar mutlu olsa koşup oynasa kırlarda. Böyle anları görmek çok üzücü.

Buradan sonra sırasıyla Banteay Kdei, Ta Keo tapınaklarını gezdik. Hepsi birbirinden ilginçti. Normalde planımızda yarın da olan yerler vardı. Fakat saatin henüz 10.30 olduğunu görünce tuktukçuya diğer tapınakları da gezip bitirelim dedik. Malum hem şehrin önemli diğer yerlerini gezmek hem de kalan diğer küçük tapınakları da bitirmek için fırsat doğmuştu.

Sırayla East Mebon, Ta Som, Meak Pan, Preah Khan tapınaklarını gezdik. Tapınaklar birbirine benzediğinden çok detaya girmiyorum.

Saat 3 civarı bütün tapınak gezimi bitti. Şehre dönerek KFC de karnımızı doyurduk. KFC fiyatları uygundu. Bir menü 6-7 tl ye denk geliyordu.

Oradan sonra dinlenmek üzere otele döndük. Güzelce uyuduk tuktukçuya bizi akşam 8 de almasını söylemiştik fakat uyuya kalmışız )

Kesin adam parayı vermeden tüydüler diye düşünmüştür. Akşam 10 da dışarı çıkıp şehre gittik. En ünlü caddesi Pub Street de Temple Club a gittik. Burada zaten bir Temple Club bir de Angkor What? bar var. Bir de şehre 10 km uzaklıkta Pyramide varmış ama gidemedik. Temple Club vs bildiğin normal Pub club felan arayanlar Siam Reap de birşey bulamazlar. Burada 2 saat takıldıktan sonra otele geri döndük ve uyuduk.

Sabah 9.30 da kahvaltımızı yapıp tekrar odaya dönerek uyuduk saat 12 de check out yapıp bavulları bagaj odasına bıraktık. Dışarı çıkınca gözlerimiz bizim eski tuktukçuyu aradı malum adama toplamda 50 dolar verecektik. Tam adam yok diye düşünürken aradan çekirge gibi zıpladı. Bizi görünce altın bulmuş gibi sevindi. Tuktuk a binerek bizi Tonle Sap gölüne götürmesini söyledik. Yolculuk 45 dakika civarı sürdü. Yolda bir cami de görmek beni mutlu etti. Adam başı 20 dolarlık bilet alarak tekneye bindik. 7 yaşında tekne sürene ilk burada rastladım. Nehirde yol almaya başladık.

Bu nehir dünyanın 2 yöne akan tek nehriymiş. Tekneyle giderken bir kadın ve çocuğu yanımızdan geçerken bize gülümseyince bizde el salladık. Neyse geçti gitti derken bir baktık o çocuk elinde içecek kolisi bizim teknede. Arkadaş sen hangi ara hangi cesaretle o hızla giden tekneye bindin pes doğrusu )

Çocuğu gönderip yolumuza devam ettik. Yine yanımızdan birileri geçiyor sürekli. Bu sefer dikkatimizi başka bir aile çekti. Çocuk koca yılanı boynuna dolamış bize resim çektirmek istermisiniz diye sırıtıyordu. Allahım nereye düştük biz )

Burada ki en ilginç şeylerden biri her şeyin yüzen yapılardan oluşması. Okul, kilise, budist tapınak, restaurant, market ne ararsan mevcut.

Bu evleri vs bitirince rehber bize timsah çiftliğine gidelim dedi. Büyük bir çiftlik sandık biz ama küçüklüğünü görünce güldük tabii . İçinde toplasan 20 tane timsah olan bir havuz. Üstelik hepsi de yavru timsah. Oradan sonra bize yılan balığı, timsah balığı vs gösterdiler. Son olarak ise 2 kat yukarıya çıkartarak manzarayı gösterdiler. Fotolarımızı çekip yola koyulduk.

Rehber bize muson zamanı fırtınaya yakalanıp ölen insanlardan bahsetti. Bu ölen ailelerin yetim ve öksüz çocukları için bir okul yapılmış. Bize bu okul için erzak vs almak ister misiniz dedi. Bende bunların sömürücü olduğunu düşünerek gerek yok ben çocuklara para vereceğim dedim.

Çocukları görünce şaşırdık biraz Kamboçyalı ve Vietnam lı çocuklar orada okuyorlar,orada yiyip orada yatıyorlarmış. İnsan duygulanıyor tabii. Nerede boynu bükük bir çocuk görsem kalbim acır parça parça olurum. Çocuklara değilde öğretmenine para veriyormuşuz. Keşke erzak alsaydım diye pişman oldum sonra ama iş işten geçmişti bile. Nehirde çocukları görünce üzülüyorsunuz. Şartlar inanılmaz zor insanlar burada nasıl yaşar deyip bol bol şükrediyorsunuz halinize.

Motorlarda ön tarafta oturan çocuklar suların kendisini ıslatmasıyla eğilip kalkıyorlar durmadan. O acıyı suratlarında görmek çok acıklı.

Bu zor ve çetin yaşamı gördükten sonra tekne ile limana geri dönüp tuktukla yola çıkıyoruz. Yolda yukarı çıkan değişik ejderhalı bir merdiven görünce tuktukçuyu hemen durdurdum. Bu tapınağın adı Wat Knang Phnon Kron. Burada da Angkor biletlerinizi soruyorlar. Ayrıca o günkü ilk tapınak olduğundan kağıdı delgeçle deldiler yine. Her gün için bir delgeç kullanıyorlar. Böylece arada kaçak göçek olmuyor sanırım. Çünkü biletler normalde 1 hafta geçerli bu süre zarfında 3 gün yerine 7 gün kullanmak isteyen cin kafalılar olabilir.

Kemal i zorla ikna edip yukarı çıkmaya başlıyoruz. Yaklaşık 10 dakika merdiven çıktıktan sonra vardık artık diye düşünürken bakıyoruz yukarı ayrı bir yürüyüş yolu var. Bizi bir görevli durduruyor ve angkor pass ı kontrol ediyor. Ardından yukarı çıkmak kaç dakika sürer diye sorduğumda yaklaşık 20 dakika sürer dedi. Fakat motorla ikimizi 4 dolara götürmeyi teklif etti biz kabul etmedik. Kemal in ingilizce zayıf olduğundan onu 10 dakika diye kandırdım )

Yaklaşık 25 dakika yukarı tırmandıktan sonra bizi bir merdiven daha karşıladı. Burayı da 5 dakikada çıkarak zirveye geldik fakat sağda bir yol daha vardı nereye gidiyor bilmiyorum. Yukarıda terkedilmiş bir tapınak karşıladı bizi. 1 çifti görüp yanlarına gittim bana hiç görmediğim değişik bir yemiş ikram ettiler. Daha sonra biraz daha etrafında dolaşınca bir küçük ev gördük. Burada bir tane domuz gördük. Kamboçya da canlı olarak gördüğüm ilk domuzdu. Yukarıda manzara da çok güzeldi.

Burası da bitince yaklaşık 20-25 dakika yürüyerek aşağıya indik ve tuktukçuya bizi masaj salonuna götürmesini söyledik. Four hand yani 4 elli (2 kadınla) masajı çok övmüşlerdi. Bir kaç salonu gezdikten sonra Madam One da karar kıldık. Fourhand Aromatherapy masajını 1 saat için kişi başı 15 dolara anlaştık.
Masajı yaptırdık fakat övdükleri kadar aman aman olmadığını söyleyebilirim. Bence çok abartılıyor.

Buradan sonra otele dönüp eşyalarımızı aldık ve havaalanına doğru yol aldık. Bizim tuktukçuya 50 doları uzattığımızda bunu kabul edemem deyince acaba sahtemi diye şaşırdık. Meğer eskileri kabul etmiyorlarmış. Ben bir kaç yerde denedim ama döviz büroları bile bozmadı. Döndüğümde tuktukçunun turistin düşürdüğü saati gizlice yerden alıp cebe attığını Kemal den duydum. Bizim tuktukçuyu 1 dolar fazla vererek eski paraya ikna ettim.

Check in e geldiğimizde bagajları Hong Kong dan almak istediğimizi söyledik. Fakat allem ettik kallem ettik yaptıramadık. İlla Shangai da alıp tekrar devam edeceksiniz dedi. Sorun şu ki Çin vizemiz yoktu. Transit geçişte sorun yoktu 24 saat için fakat bagaj olunca pasaport kontrole giriyorsunuz. Havalimanında mahsur kalabiliriz diye korktuk. Elimiz mahkum kabul etmek zorunda kaldık.

Havalimanına gelince bizi direkt pasaporta yönlendirdiler. Dakika bir gol bir. Kemal yanına biletin çıktısını almamış bende yanlış çıktıyı alınca bizim pasaportları alıp bir köşede bekleyin dediler. 30 dakika sonra güç bela transit vizeyi aldık. Verdikleri vize 1 günlük. Zaman olsa çıkıp Şangay ı da gezmek isterdik fakat zaman kısıtlıydı. Bagajları teslim ettikten sonra uçağa binerek Hong Kong a doğru yol aldık. Hong Kong da alışverişlerimizi yaptıktan sonra İstanbul a doğru uçarak bir gezimizi daha tamamladık.

Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle.

Not : Resimlerin ve yazının izinsiz kullanılması halinde yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.