Küba Gezi Notları

Küba sürekli hayalimde olan bir ülkeydi. Küba hakkında bildiklerim rom, puro, eski arabalar ve renkli kıyafetleriyle ünlü mutlu insanlardı. Gezi için 14 günlük bir süre ayırdık. Sebebi ise Küba’ya 1 hafta ayırıp geri kalan günlerde Turks and Caicos, Bahamalar, Cayman, Virgin Island gibi küçük ada ülkelerini de görmekti. Bu sayede 14 günde 6-8 ülke görmek amacımızdı.

Fakat Küba’ya uygulanan deniz yolu ambargosunu hesaba katamadık. Bu yüzden rotayı değiştirmek zorunda kaldık. Tek ulaşım yolu havayolu olacaktı. Seçenekler arasında yakın bölgelerde Porto Riko, Dominik Cumhuriyeti, Jamaika gibi ülkeler mevcuttu. Biz Dominik Cumhuriyeti ni seçtik.

Küba’ya nasılsa bir daha gelebiliriz diye düşündüğümüzden gezi rotasını 2,5 gün Havana, 3 gün Varadero ve kalan zamanı da Dominik Cumhuriyeti ne ayırmaya karar verdik. Uçuşumuzu Aeroflot ile Moskova aktarmalı Havana olarak aldık. Vizeyi ise Türkiye’den guantenemara.com dan 30 Euro ya aldık. Biz Dominik’e de gideceğimizden dolayı çift vize aldık.

Moskova ya 3 saatlik bir yolculuk ile vardık. Moskova-Havana uçuşumuza arada 6 saat olmasına rağmen Şubat ayında olduğumuzdan dışarı çıkmadık. Moskova-Havana uçuşumuz yaklaşık olarak 9 saat civarı sürdü. Aeroflot hep kötü bir firma olarak anılmıştır ama gayet rahat yolculuk ettiğimizi söyleyebilirim.

Pasaport kuyruğundan sonra sadece bir adet bagaj bandının olduğunu görünce şaşırdık tabii ki. Buraya Aeroflot tan başka ağırlıklı olarak Air France uçmakta fakat fiyatları bir hayli yüksek. Bagajları alıp pasaport kontrolden sonra her yanımızı taksiciler sardı. Hepsi 30-40 dolar arası fiyatlardan bahsediyordu. Bu dolar dedikleri CUC yani Konvertible Peso.

Turistler için ağırlıklı olarak CUC kullanılmakta yerel halk ise CUP kullanmakta. 1 CUC = 1 dolar. 24 CUP = 1 CUC ya da Dolar. Fakat CUP yi bulmak çok kolay değil. Bulursanız 10 kuruşa pizza ve dondurma yemenin tadını çıkarabilirsiniz [Simge]) Bizim Havana da günümüz kısa olduğu için Varadero otelimiz ise “Herşey Dahil” olduğundan bu konu üzerinde durmadık.

Gitmeden önce Küba hakkında okuduğum birkaç blogdan birinde havaalanından şehire ulaşım için Aeroporto yazan bir yerel otobüs olduğundan bahsetmişlerdi. Dışarıda o otobüsü bulduk merkeze gitmek istediğimizi söyledik ama şoför bizim o otobüse binemeyeceğimizi söyledi. Bizde bir taksici ile 17 dolara anlaşarak kalacağımız otele gitmeye karar verdik. Havalimanından otele kadar geliş yolunda çoğu karayolu lambası ve bina ışıklarının çok sönük bir şekilde yandığını gördük. Tasarruf çok yüksek. Akşam 7 gibi bir saatte Türkiye’de bu kadar loş bir ortamı ancak çok küçük yazlık bölgelerde görebilirsiniz.

Yolda birkaç eski araba vs gördük. Bindiğimiz araba eski bir Pevgeot 206 idi. Ben açıkcası her yeri eski arabalarla çevrili diye hayal etmiştim. Fakat az da olsa yeni arabalardan da mevcut. Tabii bunların hepsi % 90 olarak devlete ait. Devletin işlettiği 2-3 civarı araba kiralama şirketi var bunların da birkaç Renault Fluence ve Wolkswagen arabalarını görmek mümkün. Bu araçların hepsi T yani turistik plakalı.

Koskoca Küba’da sadece 1 adet BMW gördüm. Otele vardıktan sonra dışarı çıkmayı düşündük fakat otelin hem merkeze biraz uzak olması (7km) hem de çok yorgun olduğumuzdan aperatif birkaç bir şey atıştırıp uyumaya karar verdik.

Sabah kahvaltıyı yaptıktan sonra Varadero’ya gitmek için Viazul otobüs terminaline gittik. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuğun ardından Varadero’ya ulaştık. Varadero Küba’nın Bodrumu diyebiliriz. Varadero Karayipler de bulunmakta ve Karayiplerin en ünlü denizlerinden birine sahip. Otelimiz terminale çok yakın olduğundan yürüyerek gittik. Burada otellerin check-in saati 16.00 dan önce olmadığından 1-2 saat beklemek durumunda kaldık.

Bavulları bıraktıktan sonra ilk işimiz denize gitmek oldu. Otelimiz denize yakındı bu bizim için çok avantajlı oldu. Denize gelince Maldivler, Phuket ve Boracay’ı görmüş biri olarak çok beğendiğimi söylemeliyim. Denizi çok güzel ve temizdi. İnci beyazı kumlar, berrak bir deniz ve alabildiğine uzun sahiller. Özellikle suyun berraklığı ve fazla dalga olmaması çok hoş.

Denizde su sporları da yaygın olarak yapılmakta. Günbatımında çok güzel kareler yakalayabilirsiniz. Sonraki günlerde bol bol denize girerek Türkiye kış ayında iken denizin tadını çıkardık. Özellikle akşamları o serinlik ve tatlı Küba müzikleri insana her şeyi unutturuyor. Ayrıca puro dükkanı, hediyelik takı, tişört, şapka satan dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz.Varadero geceleri de gayet güvenli bir yer. Geceleri yerel halkın gittiği küçük cafe-barlarda Küba müziği ve dansı eşliğinde eğlenebilirsiniz.

Bir kaç gün batımı

Varadero da oteller genellikle All inclusive yani herşey dahil mantığıyla çalışmakta. Bu yüzden otel alırken all inclusive olmasına özellikle dikkat edin. Bu oteller çok hesaplı oluyor. Otelin dışındaki plajlarda da ücretsiz içecek vs de alabilirsiniz. Ayrıca otellerin alacarte restaurantlarında rezervasyon yaparak ücretsiz lezzetli et ve tavuk ızgaralarını tadabilirsiniz.

Her gittiğiniz otelde bu uygulama olmayabilir sormakta yarar var. Bizim otelimizde bu konsepte sahipti fakat müşteri profili minimum 60 dan başlamaktaydı. Gelenlerin çoğu Kanada’dan gelmekteydi. Bazılarıyla sohbet edip tanıştık hatta küçük bir bilardo ekibimiz bile olmuştu

Otelin nasıl olduğuna gelince Al Pacino filmlerini izleyenler bilir bir havuz vardır etrafında retro kıyafetli bikinili hatunlar ve yaşlı küçük aynalı gözlük takan adamlar vardır. Aynı ortamı bu otel bize sağlamıştı işte. Tek eksik güneş gözlüğü ve çiçekli gömleğiyle Al Pacino ve o büyük purosuydu

Gitmeden önce burada bir puro dükkanı olduğunu görünce buradan biraz puro alalım dedik. Guantanemera purolarından aldık 2-3 kutu. Tam ödeyecekken arkadaşımın küçük deri bel para çantasını gören kasiyer kadın “change” deyince çok şaşırdık. Çanta bir o kadar eskiydi karşılığında 60 Dolar civarında bir puro ile takas yaptık. O çantaya hiçbir kimse 5 TL dahi vermez bu da çok güzel bir anıydı

Küba’da deri ürünler, sabun, kalem, parfüm, sakız gibi şeyler çok pahalı olduğundan giderken hem hediye için hem de puro için 2-3 şey götürün derim. Dışarıda klasikleşmiş bir çok eski arabayı görmek de keyif verici. İşte onlardan bazıları :

Puro alışverişimizi yaptıktan sonra dönüş için bavulları alarak otobüs terminaline gittik. Taksicilerden biri 20 dolara götürürüm deyince balıklama atladık. Zira otobüs ile aynı fiyata gidecekken taksi ile gitmek çok daha mantıklıydı. Taksici ile bayağı bir sohbet ettik ve arkadaş olduk. Adı Joelbis olan bu taksici ile dönüş içinde anlaştık. Telefonunu isteyen arkadaşa verebilirim size çok yardımcı olacaktır. Joelbis ile Küba’nın durumu ve ekonomisi hakkında da sohbet ettik.

Ayda 60 saat internete 80 CUC gibi yüksek bir rakam verdiğini duyunca şaşırdık tabii. Benzinin litresinin 1.20 CUC olduğunu öğrendik. 3-4 kişi iseniz araba kiralamak çok mantıklı. Ekonomik araçların günlüğü 45 CUC dan başlıyor yani uçuk rakamlar yok. Laf eski arabalardan açıldığında onlarında da fiyatını sorduk. Orijinal parçası değişmeyen Chevrolet arabaların 60.000 CUC civarı orijinal olmayanların ise 15.000 CUC civarı olduğundan bahsetti. Taksici ile anlaştığımız gibi önce bavulları eski otelimize bıraktık ardından Old Havana’ya indik.

Old Havana aynı zamanda Havana’nın en hareketli ve en güzel bölgesi.
Havana üçe ayrılmakta :

Centro Habana (Havana Merkez)
Habana Vieja (Eski Havana)
Vedado (Lüks Havana)

Hava kararmak üzereydi bu yüzden hızlıca yürüyerek birkaç yer gezeriz diye düşündük. Gezerken bir taksici gelip o gün festival olduğunu ve puroların % 50 indirimli olduğundan bahsetti. Biz bir kararsızlık yaşayıp yürümeye devam ettik baktık bir başka taksici yine aynı muhabbete başladı. Bu yüzden buralarda biri yanınıza yanaşırsa ya sağır-dilsiz numarası yapın ya da görmemezlikten gelin. İnsanı bezdiriyorlar hakikaten. Hatta bir çok Küba’lı iyi insan bu gibi adamlar yüzünden bizi de yanlış anlar düşüncesiyle turistlerle konuşmaya çekinir olmuş.

Ünlü Capitolio tadilatta olduğundan buraya giremedik. Ne yapalım diye düşünürken Old Havana nın yoksul insanlarının yaşadığı ara sokakları gezmeye karar verdik. Sokaklar çok hareketli ve büyük ucu görünmüyor. O yoksul insanların mutluluğunu görseniz şaşırırsınız. İlk başta biraz çekindik ama o anları yaşamaktan büyük keyif aldığımı söylemeliyim.

Zenci, beyaz bütün ırklar hep birlikte huzurlu bir şekilde yaşayabiliyor buralarda. Her evin penceresi açık her evde küçük bir köpek ve mutlaka küçük tatlı bir çocuk bulunmakta. İnsanlarla iletişim kurduğunuzda çok mutlu oluyorlar ama sonunda para istemekten de geri kalmıyorlar ) Bu yüzden buraya giden yanınıza onları mutlu etmek için küçük paralar, sakız, kalem vs bolca şey götürmenizi tavsiye ederim.

Havana sokaklarını gezdikten sonra otele dönmeye karar verdik. Çünkü bir sonraki gün 7 günlüğüne Dominik Cumhuriyeti’ne uçacaktık.

Dominik gezimi ayrı bir başlıkta yazacağımdan burada detaya girmiyorum. Dominik gezimiz bittikten sonra tekrar Havana’ya döndük. Burada 2 günlük bir gezimiz vardı. Zaman kaybetmemek adına tur satın almaya karar verdik. 4 saatlik şehir turuna 19 CUC verdik.
Turda çoğu yeri dışarıdan görüyorsunuz. Müze girişleri vs yok. Bu geziyi panaromik bir Havana turu olarak tanımlayabiliriz. Ama mutlaka gitmenizi tavsiye ederim güzel yerleri geziyorsunuz.

Araba kiralayarak gezmek de ayrı bir alternatif. Tur otobüsü giderken 1930 yapımı National Otel e de uğradı ve buradan 2 yolcu aldı. Otelin dışarıdan çok şaşalı bir yapı olduğunu söyleyebilirim. Bu otelin 2 önemli özelliği var. Bueno Vista Social Club ve Godfaher 2. Küba’nın gelmiş geçmiş en iyi müzik topluluğu olan Buena Vista Social Club ı Perşembe ve Cumartesi günleri dinlemeye gidebilirsiniz. Hatta bırakın gidebilirsinizi mutlaka gidin. Ben fırsat bulup gidemediğime yanıyorum.

İkinci olarak ise meşhur Godfather 2 filminin bazı sahneleri bu otelde çekilmiştir. Yolda giderken Coppelia Parkı nı göreceksiniz. Burası aynı zamanda yerel halkın çok ucuza dondurma yediği bir park. Herkes sıraya geçmiş bekliyor siz turda burada duraklamayacaksınız fakat ben değinmeden geçemeyeceğim.

Coppelia yı nasıl tanımlarsınız diye sorarsanız eski gençlik filmlerini örnek verebilirim. 2 genç bir lunaparkta retro kıyafetler içinde dondurma yerken siz de dalar ve eski günlere gidersiniz. Coppelia işte daha görür görmez bende o etkiyi bıraktı. Bu yüzden burası çoğu kişi için önemsiz olacaksa da benim için çok önemli bir yer.

Coppelia’dan sonra ünlü Habana Üniversitesini gördük.
Sıradaki nokta bir puro satış dükkanı. İçeride bir sürü ünlü puro ve rom bulunmakta. Cohiba puroları denemeyi sakın unutmayın zira bu puroların değeri 30-40 dolardan başlamakta zaten giderken puronun içmediğiniz kalan kısmını kestikleri için başka bir zaman kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. İçmeyenler ise benim için bir fırt alarak o puroyu bana ulaştırabilirler ))

Ayrıca puroları kalitelerine göre de sıralamışlar bunu sizin için yazayım da boş yere başka markaları alarak kazıklanmayın. Para problem değilse Cohiba’dan başkasına bakmayın. Bu sırayı bilseydik Varadero’dan Guantanemera yı asla almazdık. Cohiba’ya yakın bir tat olarak Dominik Cumhuriyeti markası olan Arturo Fuente yi de şiddetle tavsiye ederim. O da Cohiba gibi pahalıdır.

Puroları kalitesine göre sıralamak gerekirse :
1- Cohiba
2- Monte Cristo
3- Romea Julieta
4- Partagas
5- Guantanemera

Gezide sıradaki nokta en önemli durak olan Devrim Meydanı. Buranın eski adı “Sivil Meydan”. Fidel Castro başa gelince adını Devrim Meydanı olarak değiştirmiş. 109 m uzunluğundaki Jose Marti Anıtı en önemli figürüdür. İlk antiemperyalist ayaklanmayı başlatan Jose Marti Küba için çok önemli bir isimdir. Küba’nın ulusal kahramanı olarak görülmektedir. Meydanda Che ve Camilo’nun devasa silüetleriyle hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz.

Fidel Castro’nun sağ kolu olan Camilo Cienfuegos’un silüetinin hemen altında “Vas Bien Fidel (Sen iyi yaparsın Fidel)” yazar. Bu meydanda aynı zamanda çok önemli iki yapı da bulunmaktadır. Ulusal Tiyatro ve Devrim Müzesi. Devrim müzesi Havana’nın en önemli noktalarından biri denilebilir. Eski bir generalin sarayı olan bu müzede Küba tarihine tanıklık etmiş olacaksınız. Devrimi başlatan Fidel, Che ve diğer tüm önemli savaşçıların diktatör Batista’ya karşı vermiş oldukları mücadeleyi anlatan fotoğrafları ve anıları görmüş olacaksınız. Ayrıca içeride görmeniz gereken çok güzel tavan süslemeleri olan bir şapel bulunmakta.

Müzeden sonra El Malecon sahil şeridi boyunca devam ediyoruz. Sahil şeridinin çok güzel göründüğünü söylemeliyim. Malecon sahili yerel halkın dinlence noktası. Otobüsü park ettikten sonra Old Havana’ya doğru yürüyoruz. İlk durak katedral meydanı. Geç saatte oraya ulaştığımızdan katedrale ne yazık ki giremedik ve dışarıdan fotoğraflarını çekmekle yetindik. Bu katedralin Christoph Colomb adına yapıldığı söylenmekte.

Meydanın simgesi olan çok ünlü bir falcı var biz gittiğimizde görememiştik. Bu meydanda üzerinde renkli kıyafetler ve ağzında koskocaman purolar olan o ünlü teyzelerle fotoğraf çektirebilirsiniz. 1 CUC istiyorlar bunu unutmayın. Eski Havana gerek 1930 lardan kalmış evleri gerekse o kolonyal beyaz ağırlıklı yapılarıyla nefis bir yer.

Havana gezisini bitirip buraya ekstra 1 gün ayırıp sokaklarda kaybolmanızı şiddetle tavsiye ederim.
Sonraki gün uyandığımızda Joelbis i aradık fakat 1 gün önceden haber vermediğimiz için o da eşine ve çocuğuna denize gideceğiz diye söz vermiş. Denize gitmeden önce gelip bizi gördü ve arkadaşını çağırdı o da sağolsun mükemmel biri çıktı. Normal şartlarda şehire in otele geri dön oradan havaalanına git minimum 30-35 dolar tutacaktı. Biz sadece 40 dolara hem gezi hem de havalimanına bırakmayı anlaştık. Çok iyi denk geldi siz de son gün bunu değerlendirebilirsiniz. Ama dediğim gibi 3-4 kişi iseniz araba kiralamak en mantıklısı.

Geziye ilk olarak çok görmek istediğimiz Christoph Colomb anısına yapılmış olan Cristibal Colon mezarlığından başladık. Burası Buenos Aires teki ünlü Recoleta mezarlığana benziyor. Oradaki gibi mezarlar milyon dolar değil ama aynı görkem burada da mevcut. Katolik bir mezarlık olan bu yer şehrin lüks semti Vedado bölgesinde bulunmakta. Girişinde İtfaiyeci Anıtı olarak da isimlendirilen çok görkemli bir heykel bulunmakta. Bu mezarlık dünyaca ünlü 4 mezarlıktan biridir. İkisini gezmiş biri olarak sıradaki mezarlıklar Pere Lachaise (Paris) ve Staglieno (Cenova) olacak.

Mezarlığın en önemli simgesi ise Milagrosa mezarıdır. Bu mezarlığın hikayesini çok acıklı. Amelia Gotri de de Adot isimli bir bakın 1900 lü yılların başında doğum sırasında hem kendisi hem de bebeği hayatını kaybeder. Kocası buraya bir mezartaşı yaptırmak için bir heykeltraşla anlaşır. Heykeltraşa kadının haçı tuttuğu ve kucağında bebeği olduğu bir heykel yaptırır. Bundan kısa bir süre sonra mezarlıkta yer açmak adına taşınırken çocuğun tıpkı heykeldeki gibi annesinin kucağında yatarken bulurlar. Bu yönüyle çok etkileyici bir hikayesi var ve bütün herkes bu mezarın başında duruyor.

Bu güzel mezarlıktan çıkarken hemen yolun sağ tarafında bir Çin mezarlığı göreceksiniz. Aynı zamanda Havana’da bir de Çin mahallesi var fakat biz gitmedik.
Sonraki durağımız ünlü Morro Kalesi oldu. Bu kale 1589 yılında Havana körfezini korsanlardan korumak için yapılmış bir kale. Burada akşam saat 9 civarı top atışı gösterileri oluyormuş bölgeye yakın konaklarsanız bunu izlemek için gitmenizi tavsiye ederim. Ben gidememiş olsam da öğrenmiş oldum.

Hemen kalenin güneyinde yer alan Fortaleza La Cabana yı da gezmelisiniz. 1764 yılında İngilizler tarafından yapılmış olan La Cabana hisarı daha sonra İspanyollar tarafından Florida ile takas edilerek daha da büyütülmüş. Görkemli surları ile devasa bir yapı olan La Cabana içerisinde Küba yerel halkı için yapılmış olan bir oyun parkı da bulunmaktadır.

Morro kalesini gördükten sonra Che Guevara’nın müzesini ziyeret ettik. Küçük ama etkileyici bir müze. Muhakkak görmenizi tavsiye ediyorum. Müzede Che Guevera’nın içtiği mate çayından tutunda yazdığı daktiloya kadar bütün kullandığı eşyaları görebilirsiniz. Yatak odası ve devrim resimlerini de içeren bu müze Havana için önemli bir durak.

Che Guevara müzesinden sonra Old Havana’ya dönüp gezemediğim yerleri gezmeyi amaçladık. Fakat katedralin kapalı oluşu planları alt üst etti. Capitolio ve büyük katedral gibi iki ünlü yapıyı gezememek çok kötü. Seçenek olmayınca kalan yerlerden biri olan Real Fuerza kalesini gördük. Kale küçük ve içerisinde küçük bir müze barındırıyor. Özellikle buradaki gümüş sikkeleri görün.

Kalenin tepesinde çok güzel bir manzara hakim. Buradan sonra geziyi tamamlayıp otele dönerek İstanbul’a dönmek üzere yola çıktık.
Küba’yı Fidel Castro ölmeden gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. Keşke 5-10 sene önce gelebilseydim demekten kendimi alamıyorum. Bazı eski arabalara binip içerisinde navigasyon vs görmek absürt kaçıyor. Bu yüzden elinizi çabuk tutun ve iyice teknolojiye yenik düşmeden burayı gezin.

Bazı şeyleri parayla satın alamazsınız. Küba işte tam böyle bir yer. Hiç kimse para vererek 1950-70 li yıllara dönemez fakat Küba bunu fazlasıyla sağlamakta. Zamanda yolculuk kavramının somutlaşmış hali burası. Küçükken babanız size bir oyuncak araba verirde mutluluktan uçarsınız işte ben kaybettiğim o oyuncak arabamı Küba’da buldum.

Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle.

Not : Resimlerin ve yazının izinsiz kullanılması halinde yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm.

Davut SAKİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: