Dominik Cumhuriyeti Gezi Notları

SANTO DOMİNGO

Küba gezimizi planlarken deniz üzerinden diğer ülkelere gitmeyi planlamıştık. Fakat Küba’nın deniz trafiğinin olmadığını üzülerek öğrendik. Bu yüzden kendimize yeni ve tek bir devleti kapsayan bir rota çizmeliydik. İlk başlarda Panama gezisi yapmayı düşündük fakat Panama’ya çoğu yerden ulaşım rahat olduğundan Panama’yı daha sonra gezeriz dedik. Üstelik Dominik Cumhuriyeti’ne Havana’dan gitmek daha mantıklıydı. Bildiğiniz gibi Amerika kıtasında uçak biletleri ne yazık ki çok çok pahalı. Havana – Santo Domingo uçuşumuz yaklaşık 900 TL civarı tuttu. İstanbul – Havana uçuşu 1800 TL iken sadece 2 saatlik bir uçuşa 900 TL vermek çok saçma. Gezi yazısına başlamadan önce isterseniz biraz Dominik Cumhuriyeti’ni tanıyalım.

Dominik Cumhuriyeti Karayiplerde Hispanyola adasında yer almakta (Vikipedi). Dominik Cumhuriyeti’nin en büyük özelliği Christop Colomb un yeni dünya keşfinde yani Amerika kıtası keşfinde ilk ayak bastığı yer olmasıdır. Aynı zamanda ülkemizde yayınlanan Survivor programı da burada çekilmekte. Biz Dominik Cumhuriyeti’nden dönerken program başlama üzereydi. Açıkcası bu tür programların toplumun bilinç altına ahlaki yozlaşmayı daha fazla aşılaması ve bireyselliği (paylaşımcılığa karşı) fazlaca irdelemesi beni çok rahatsız eder. Bu yüzden bu ve benzer bir programı gördüğümde sinir katsayılarım zıplar hemen kanal değiştiririm. Konumuza dönecek olursak Dominik Cumhuriyeti tarihinde Christoph Colomb’un büyük bir etkisi mevcut. Dominikliler Colomb a Colombus diyorlar. Dominik Cumhuriyeti tropikal bir iklime sahip bu sebeple yılın her ayı yaz havasında geçmekte. Haziran-Eylül ayları arasında kasırga olduğundan deniz tatili için bu tarihler dışında her tarih aralığında gidebilirsiniz.

Geziyi planlarken ilk olarak bir rota çizmiştim. Bu rotada 2 gün Santo Domingo ardından sırasıyla 1’er gün Samana, Cabarete, Puerto Plata, Santiago, La Vega ve 2 gün Punta Cana gezisi vardı. Fakat işler istediğimiz gibi gitmeyince daha doğrusu dediğim bölgelerden otel almayıp günübirlik gezmeyi düşündüğümüzden haliyle plan işlemedi. Çünkü Samana’ya gidiş 4 saat civarı sürüyor sabah 8 de gitseniz 12 de oradasınız dönüş için de en geç 16.00 otobüsüne binmeniz gerekiyor. 4 saatte neresini gezebilirsiniz ki?? Bu yüzden biz işi biraz da keyif tatiline çevirdik ve akışına bıraktık ve bu 4-5 gün başkent Santo Domingo da konakladık.

Santo Domingo Dominik Cumhuriyeti’nin sanayi ve ticaret merkezi. Ülkenin lokomotifi olan bu şehir turistik açıdan farklı bir konuma sahip. Çünkü sadece turistlere ayrılan özel bir bölgesi var. Zona Colonial olarak geçen bölgede çok sayıda polis ve turistik oteller bulunmakta. Buradaki güvenlik çok yüksek. Bu kolonyal bölge nispeten küçük sayılabilecek bir bölge. Zira baştan başa yürüseniz 20 dakika ancak sürmekte. Bu yüzden buradaki küçük turların hepsi Walking Tour olarak satılmakta. Bunları almak yerine otellerde ücretsiz verilen küçük haritalardan temin edin. Aşağı yukarı 30 a yakın gezilecek nokta mevcut bunlarının hepsini harita üzerinden rahatlıkla bulabilirsiniz. Bizim günlerimiz bol olduğundan sindire sindire gezdik diyebilirim. Hızlı bir tempoyla 2 günde çok rahat gezilip bitirilebilecek yerler.

Santo Domingo da yerli esnafı sürekli domino oynarken görüyorsunuz. Domino bizdeki tavla gibi esnafın küçük eğlencesi olmuş. Herkes onları izliyor. İstanbul’daki keşmekeşi görünce buralara imreniyorum açıkcası.

Gezilecek önemli noktalara sıralayalım :
Santa Maria la Menor Catedral (Primada de America)
Alcazar de Colon
Forteleza Ozama (Las Damas)
Las Casas Reales Museum
Plaza Espana
EL Malecon
Museo del Ambar
National Palace
Colombus Lighthouse (Faro e Colon)
Los Tres Ojos

Santa Maria katedrali Amerika kıtasının ilk katedrali olma özelliğini taşımakta. Fakat günümüzde müze olarak hizmet vermekte. İçerisinde zırhtan tutun da eski ilaçlara kadar bir çok eski tarihi eser bulunmakta. Gotik bir yapıya sahip olan bu yapı şehrin en önemli simgelerinden. Özellikle buradaki rahiplerin kıyafeti çok ilgi çekici.
Alcazar de Colon ise Colomb’un oğlunun evi. Burası aynı zamanda Colon parkı içinde olduğundan iki yeri de görmüş olacaksınız. Meydanda Christoph Colomb un heykeli de bulunmakta. Santa Maria katedrali de park içerisinde yer almakta. Las Damas sokağı ise Amerika kıtasının ilk taş kaldırımlı sokağı olarak bilinmekte. Çevrede bir çok tarihi bina bulunmakta. Panteon Nacional, Las Casas Reales, Casa de Francia burada bulunmakta. Las Casas Reales müzesi buradaki en önemli nokta diyebiliriz.
İçeride bir çok tarihi eser bulunmakta. Ayrıca dışarıda bulunan güneş saati de görülmeye değer.

Forteleza Kalesi çok görkemli mutlaka görün. Kalenin yan tarafında ise bir gözlem kulesi bulunuyormuş.

Yeni Dünya’nın ilk hastanesi Santo Domingo da bulunmakta. Tarihi ve mimari olarak bir çok güzel bina Santo Domingo da sizi bekliyor.

Plaza Espana ise hemen Colon parkının gerisinde bulunmakta. Burası kafeler ve restaurantlarla çevrili.
El Malecon ise Havana da olduğu gibi adı bile aynı olan bir sahil şeridi ve yürüyüş yolu. Burada bir çok Dominikli yerliyi dinlenirken görebilirsiniz. Aynı zamanda burada çok büyük bir Colomb heykeli bulunmakta mutlaka görmelisiniz.

Palacio de Bellas Artes (Güzel Sanatlar Meydanı), Ruinas del Hospital San Nicolas de Bari, Monasterio de San Francisco, El Conde gezilebilecek diğer önemli noktalardan bazıları. EL Conde sokağında aynı zamanda bir çok hediyelik eşya satan dükkan bulabilirsiniz. Buradaki dükkanlarda rom, puro ve resim bolca bulunmakta. Özellikle mamajuana çok popüler. Mamajuana bildiğiniz şişenin içerisinde satılan küçük odun parçacıkları. Bunun içerisine rom, viski ya da alkolsüz içecek bal ile birlikte katılıyor ve 1 hafta bekletilerek hazırlanıyor. Aynı zamanda Larimar ya da kehribar (amber) ile işlenmiş takılar bulunmakta. Özellikle bu takılar kadınlar için çok popüler fakat kehribarın çok pahalı olduğunu anlatmama gerek yok sanırım.
Aynı zamanda Museo del Ambar adlı bir amber taşı müzesi de bulunmakta. Burayı görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Özellikle taşın içerisindeki karınca ve böceklerin oluşu ve taşın o gizemli rengi çok ilgi çekici.

Santo Domingo’da bir de Çin mahallesi var buraya gitmek için Zona Colonial dan çıkıp kuzey tarafına gitmelisiniz. Yerel halkı görmek için bulunmaz fırsatlardan biri. Eski püskü arabalarda yolculuk eden Dominiklileri görmek üzücü. Gerçekten halk çok fakir. Biz burayı güvenli bulsak da dikkatli olmakta yarar var. Ayrıca buradaki dükkanlardan bir çok hediyelik ürün satın alabilirsiniz. Burayı gezdikten sonra meşhur Hard Rock Cafe de angus eti yemek için gittik. Toplamda 2 kişi içecekler dahil 2000 RD civarı verdik. Çok lezzetliydi tavsiye ediyorum.

PUNTA CANA

Sonraki gün sabahtan Punta Cana’ya gitmek üzere Çin mahallesinin üst tarafında yer alan Avenida Mexico caddesine gittik. Bavaro express ile kişi başı tek yön 400 RD ye bilet alarak yola koyulduk. Yolculuk yaklaşık 3.5 saat civarı sürdü. Buradaki otellere geç kaldığımızdan hostel almak durumunda kaldık. Hostele 2 gün için 2 kişi toplamda 100 dolar verdik. Adı Bavaro Hostel ve memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Her odanın kendi mutfağı da olduğundan yemek konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. Otele bavulları koyduktan sonra hemen kendimizi denize atmaya karar verdik.

Punta Cana mavi bayrak sertifikası almış dünyaca ünlü sayılı yerlerden biri. Bembeyaz kumları, devasa palmiye ağaçları ve muhteşem azur mavisi deniziyle yaşanılacak bir yer. İnanılmaz bir turist potansiyeli var. Özellikle İngilizler’in fazla olduğunu gördüm. En ünlü plajı da bizim de konakladığımız bölge olan Bavaro Plajı. Şubat ayı bu deniz için olumsuz bir ay. Nedeni ise Amerika kıtasındaki kış kasırgalarının okyanusta oluşturduğu dalgalardan dolayı yosunların karaya ulaşması. Bu yüzden yüzme anlamında çok keyif alamadık. Konuştuğum bir rehber buraya Haziran civarı gelirsek denizinin yüzmek için muhteşem olacağından bahsetti. Şubat ayı özellikle Samana’da balinaların göçünü izlemek için muhteşem bir ay tabii biz gidemedik orası ayrı.

Punta Cana da parasailing, yelkenli ve dalış gibi bir çok aktivite mevcut. Ayrıca civarda Manati Park ı var. Biz gitmedik ama alternatifler arasında değerlendirilebilir. Buradaki güneşin nasıl yaktığını anlamayacaksınız bile. İnanılmaz bir güneş var sanki hiç yanmamış gibi hissediyorsunuz fakat akşam deriniz soyulduğunda ne dediğimi anlayacaksınız. Ben bunları yazarken üzerinden 20 gün geçtiği halde derimin hala soyulmaya devam ettiğini söyleyebilirim. Punta Cana da çok ve dinlendirici geçen 2 güzel günün ardından Santo Domingo’ya geri döndük.

LA VEGA

İnternetten araştırdığım kadarıyla Şubat ayında La Vega da ünlü bir dans karnavalı vardı. Bu karnaval Şubat ayı boyunca sadece Pazar günleri yapılmaktaydı. Bu karnavalı kaçırmak istemedik. Kişi başı 200 RD ye 2 saatlik bir yolculuğun ardından La Vega’ya gittik. Karnaval çok ünlü ve bir sürü Dominikli karnavala gelmişti. Turist sayısının çok fazla olmadığını söyleyebilirim. Karnaval çok renkli. Bir çok ilginç kostümlü ve profesyonel makyajlı dansçılar bulunmakta. Rio karnavalı gibi düşünmeyin uzaktan yakından alakası yok. Bu karnaval biraz daha yerel halkın eğlendiği bir sokak karnavalı. İlginç kostümlü kişilerin ellerinde küçük kum torbaları var ve kalçasını boşta gördükleri her kişiye bunlarla şiddetli bir şekilde vuruyorlar. Ben 2 kere o acıyı tatmış biri olarak dikkatli olun derim

Karnavalda bol bol fotoğraf çekip eğlendikten sonra akşam 6 civarı otobüs ile Santo Domingo’ya döndük. Yemeğimizi yedikten sonra Dominik’te son günümüzü geçirmek üzere otelde dinlenmeye çekildik.
Uçağımız 15:35 de idi ve biz bu son gün de kalan bölgeleri gezmeyi planladık. National Palace, Los Tres Ojos ve Faro e Colon Santo Domingo’da gezilmesi gereken diğer üç önemli nokta. Bunlara yürüyerek 20 dakika civarında gidilebilir fakat şiddetle uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü kime sorsam asla yürüyerek gitmeyin çok güvensiz sözlerini duydum. Geçtiğiniz bölgede fakir yerel Dominik insanları bulunmakta. Özellikle Haiti depreminden sonra bu bölgeler çok göç aldığından hırsızlık ve gasp yaygın olarak bulunmakta. Bu yüzden Santo Domingo’da bilmediğiniz bölgelere gitmeyiniz gidecekseniz de otelden ve rehberlerden vs o bölgeler hakkında bilgi alınız. Buraya gitmek için mutlaka taksi tutmalısınız. Gidiş dönüşü 10 dolara rahatlıkla taksici bulabilirsiniz.

SANTO DOMİNGO – DEVAMI

National Palace çok görkemli muhteşem bir başkanlık sarayı. İçeri girmenize izin vermiyorlar sadece kapının önünden fotoğraf çekebiliyorsunuz. Sarayın solunda ağaçlar ile süslenmiş çok egzotik bir ev bulunmakta burayı da mutlaka görmelisiniz. Faro e Colon ise yapımına 1930 da başlanıp 1992 de bitirilmiş, Kristof Kolomb anısına yapılmış bir deniz feneri. O kadar görkemli ki deniz feneri değil de sanki bir saray gibi . Burası aynı zamanda dünyanın en büyük deniz feneri olarak gösteriliyor. Tabii ki yok olmuş İskenderiye Fenerini saymazsak.

İçeriye girmemize izin vermediler tabii ki yine bir yolunu bulup girmemiz gerektiğini biliyorduk. Klasik olarak televizyondan çekim için geldiğimizi ve yarın döneceğimizi, görmezsek kahırdan öleceğimiz gibi onlarca yalanı ardı ardına sıraladım Azmin elinden bir şey kurtulmuyor. Sonunda içeriye girebildik ) İçeride Kolomb ve annesi adına yapılmış heykeller bulunmakta. Ayrıca 1506 yılından kalan bir sandıkta ilgi çekici bir görselliğe sahip. Deniz fenerini de gezdikten sonra Los Tres Ojos u nasıl atladığıma hala inanamıyorum. Zaman sıkışıklığı ve aceleye denk geldiğinden unutuldu sanırım. Dominik’e bir daha gelmeyi planladığımdan o zaman gezerim diye avutuyorum kendimi. Buradan sonra otele dönerek eşyalarımızı toparladık ve Havana’ya dönmek üzere yola çıktık.

Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle.

Not : Resimlerin ve yazının izinsiz kullanılması halinde yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.